Kıymetli Dostlar;
Ömrünün 15 yılını Avrupa'da yaşamış, son 10 yıldır da Türkiye'de yaşayan ve hem Avrupa'da hemde Türkiye'de aktif siyasette bulunmuş bir vatandaş olarak;
Bu yazımda ülkemiz siyasetinin içindeki tespit ettiğim yanlışları dile getirip, akabinde birazda Avrupa siyasetinden bahsedeceğim.
Bu yazımı yazmaktaki amacım;
Şuan toplumdaki hemen herkesin yaptığı gibi siyasetçiler veya siyasi partileri eleştirmek değil, toplumun tüm fertlerinin ve toplumun önüne düşüp siyaset yapanların kafa yapılarını anlatmaktır.
Değerli Dostlar;
Yaşım 41 olduğundan dolayı aklım yettiğinden beri geçen 35 yılda ülkemizdeki tüm siyasi partiler ve başındakilerin aşağıda anlatacaklarımın dışında bir eylemlerini hiç görmedim.
Aklımın yettiğinden öncesini de okuyarak ve büyüklerimizden dinleyerek öğrendim.
Yani, şahit olduğum son 35 yılda durum neyse, öncesinde de zaten aynıymış.
Kıymetli Dostlar;
Bizim ülkemizde, icraatler veya yapılan hizmetlerin toplumun gözünde hiçbir önemi yoktur.
Çünkü, bizim için önemli olan yapılan icraat değil, kimin yaptığı veya yapmadığıdır.
Buradan da anlaşılacağı gibi, bizim yaptığımız en büyük yanlış;
Olaylara kişiler üzerinden bakan bireysel siyaset anlayışıdır.
Yani, kişilerle uğraşma ve kişilere savaş açma mantığıdır.
Kişilerle uğraşma, siyasetin her safhasında vardır.
Öyle ki, aynı siyasi parti içerisinde aynı yola baş koymuş kişiler dahi, millete ve mensubu oldukları siyasi partiye hizmet etmek için harcamaları gereken zamanlarının çoğunu birbirinin ensesine şaplak atma ve ayağına çelme takmaya ayırırlar.
Bu ülkede muhalif cephenin yaptığı tek şey vardır;
Eline taş alıp sürekli vitrini (iktidarı) taşlamak.
Bir tane muhalefet partisinini veya muhalif liderin çıkıpta;
''Ben iktidar olursam şunları şunları yapacağım'' veya ''ideallerim ve hayallerim şunlardır'' dediğini göreniniz veya duyanınız varsa lütfen yorum olarak yazsın.
Ülkemizdeki muhalefet anlayışı; Çare veya çözüm üretip sunmak yerine, yapılan yanlışları eleştirmek ve sürekli iktidardaki kişiyi taşlamak üzerine kurulmuş bir anlayıştır.
Bir zamanlar eşeltirmek ve taşlamak için vitrinde başka isimler vardı. Onlar öldü, şimdi başkası var.
Sadece vitrindeki isimler değişti ama bizdeki vitrin taşlama alışkanlığı hiç değişmedi.
Yani, neredeyse 70 senedir iktidardaki kişinin ismi değişse de sistem asla değişmiyor.
Sistem derken, kanunların oluşturduğu sistemden bahsetmiyorum.
Toplumdaki siyasetçilerin ve hatta toplumun fertlerinin tamamının kafa yapılarından bahsediyorum.
Gelelim iktidarlara...
Değerli Dostlar;
İktidarda olanlarında muhalefetten hiçbir farkı yoktur.
Onlarda, icraatlerini anlatmakdan ziyade sürekli muhalefetin camını taşlayarak kendilerini ve taraftarlarını tatmin ederler.
Muhalefet ne yapıyorsa, iktidarda aynısını yapar.
Bizim siyasetçilerimizin birbirine karşı yaptığı hakaretler, küfürler, iftiralar, bel altı vurmlalar, ayak oyunları, entrikalar, kasetler, tehditler ve şantajların haddi hesabı yoktur.
Bu kısır döngüden ne iktidar ne de muhalefette olan siyasetçiler asla kaybetmezler.
Onlar bir şekilde yolunu bulurlar.
Lakin bu kısır döngüden hem memleket, hem devlet hemde millet sürekli zarar görür.
Bu ülkede siyaset adı altında siyasetçilerin ve hatta siyasetçilerin peşinden koşan toplum fertlerinin birbirine yaptığı kötülükleri vallahi Yunan askeri dahi yapmaz.
Gel gelelim Avrupa siyaseti ve siyasetçilerine...
Kıymetli Dostlar;
Avrupa'da, sadece seçim öncesi rekabet vardır.
Seçimden sonra, iktidar muhalefete elini uzatır. Muhalefet de uzatılan o ele karşılık verir. İktidar ve muhalefet elele vererek ülkesine, devletine ve milletine en iyi şekilde hizmet etmek için birlik beraberlik içerisinde hareket ederler. Bunun dışında hareket eden siyasi parti veya siyasetçi her kim olursa olsun sistemin dışında kalır. Siyasetçiler veya siyasetçilerin peşinden giden toplumun fertleri birbirine düşman askeri muamelesi yapmazlar.
Asıl vatanseverlik, milliyetçilik ve devletçilik de tam olarak budur.
Bu yüzden Avrupa'da ''dış güçler'' diye bir yalan asla olmaz.
Öyle bir güç olsa da, böyle bir birlik ve beraberliğin olduğu ortamda zaten barınamaz.
Değerli Dostlar;
Ülkemizdeki siyasi partiler ve ideolojik görüşlerin birer ayrışma ve bölünme aracı değilde, ülkemiz demokrasisinin birlik ve beraberliğinin sağlanması yolunda gökkuşağının birer rengi olmasını sağlamak toplumu oluşturan fertlerin elindedir.
Toplumu oluşturan fertlerin tamamı aklını başına alırlarsa, toplumu temsil eden siyasetçilerde toplumun istediği gibi olmak için kendilerini değiştirmek zorunda kalacaklardır.
Aksi taktirde;
Tıpkı, ''Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar'' Hadisi Şerif'inde olduğu gibi:
Bu millet, kendi elleriyle canavarlaştırdığı siyasetçiler tarafından ayrıştırlılmaya, bölünmeye ve birbirine düşman edilmeye devam edecektir.
Saygı, sevgi, selam ve muhabbetle

Osman Kozan